Nükleer bağlamında İran’a  ABD ve İsrail’in tutarlı düşmanlığı

Nükleer faaliyetlerin engellenmesi ve sözde demokrasinin getirilmesi için ABD'nin 2003'de Irak'a yaptığı işgal hareketini, bu işten fazla stratejik çıkarı olmayan tüm batı devletleri tarafından kuvvetli destek gördü.

Binlerce kişinin öldüğü, ekonomik yıkımın siyasi kaosa eşlik ettiği Irak, böylece ABD ve İsrail'in bölgedeki istikrarsızlığı, sürekli aynı kıvamda tutmasının ana merkezi haline getirildi.

ABD'nin Irak için "pardon yanıldık" açıklaması, şüphesiz pişkinlikten çok kibrinin bir yansımasıydı. Irak ne kadar kaosta olursa, İsrail'in 'vadedilmiş topraklar' planına ulaşması da o kadar rahat ve kolay olacaktı.

Irak'ın 2003 ABD işgaliyle parçalanma sürecine İsrail'in kuzeyde Barzani'ye ekonomik yatırımlarla destek vermesi, bölgede ‘küçük İsrail’i gündeme getirdi.

Irak'ın geri kalanının başına da IŞİD bela edildi. Böylece, Ortadoğu 'kaostan beslenmek' tabirinin en iyi işlediği yer haline geldi. IŞİD, İsrail'in asla tahammül edemediği Suriye'ye yayıldı, durum herkesin malumu...

Bu kez Suriye'nin kuzeyindeki Kürt varlığı desteklendi ve tam da İsrail'in istediği koridor inşa edilmeye başlandı. Amaç kaosun sürmesi ve İsrail'in ezeli düşmanı İran'ın da bu kargaşadan nasibini almasıydı.

İran, IŞİD'e karşı Irak ve Suriye'deki cephelerde yıllarca savaştı -Yemen’de Suudi rejimine kafa tuttu- Irak ve Suriye IŞİD'den temizlendi. İran'ın aldığı pozisyon tamamen mezhepsel açıdan değerlendirilse de asıl neden, başta İran olmak üzere bölge ülkelerinde istikrarın sürdürülmesiydi.

ABD ve İsrail, İran'dan Irak ve Suriye'de gösterdiği askeri başarısı oranında rahatsızlık duydu. ABD'nin Irak'ı işgalinin hemen sonrasında hızlanan İran'ın nükleerden arındırılması müzakereleri, IŞİD'in bölge ülkelerinde yayılması sırasında da devam etti.

Trump’ın geçtiğimiz aylarda Obama döneminde İran'ın nükleer silah üretmesini sınırlayan iki yıllık anlaşmayı eleştirmesi, İsrail tarafından Ortadoğu’da nükleer silah yarışını başlatacağı; hatta Avrasya’da Avrupa-Çin rekabeti üzerine evrilerek Çin’in gücünün daha da artacağı yorumlarına neden oldu.

Yine ABD ve İsrail'e göre Ortadoğu, önümüzdeki dönemde de nükleer çekişmeler için risk oluşturuyor. Kuzey Kore ise ABD ve İsrail için hala gözardı edilmemesi gereken bir sorun.

İRAN KUZEY KORE’DE NÜKLEER ÇALIŞIR MI?

Nükleer tehditin odağına yerleşen Kore'nin, İran, Hizbullah ve Suriye ile temasları, İsrail'de endişeyi tetikliyor. İsrail'e göre, İran nükleer anlaşmayla kendisine uygulanan tüm kısıtlamalara rağmen, programını Kuzey Kore'de test edip geliştirebilir.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran’ın anlaşmalara bağlı kaldığını açıkladığı raporları, İsrail ve ABD’yi ikna etmiş gibi görünmüyor.

İsrail, özellikle son beş yıldır ‘nükleer İran’ın yeraldığı Ortadoğu'nun kolay idare edileceğine inanmanın, ‘gereksiz kahramanlık’ olduğunu savunuyor.

ABD diplomatik alanlarda İran’a baskı için yeni yollar bulma peşinde. 2015’deki anlaşmanın pişmanlığı içindeki ABD'nin, İran’a ekonomik yaptırımların tekrar uygulanması yönündeki kararı, ABD'nin anlaşmadan çekileceği sinyalini veriyor.

İSRAİL’İN TEDİRGİNLİĞİ SÜRECEK

ABD'nin Irak'ı işgalinden bu yana İsrail, Irak'dan daha çok İran'ı nükleer konuda ‘sabit sorun’ listesinin hep en başında tuttu. İsrail için her zaman Saddam altedilebilir düşmandı. Nitekim öyle de oldu.

Saddam Hüseyin’in devrimesinden sonra Irak, İsrail düşmanları için ileri karakol haline getirildi. İsrail, nükleer enerjinin Ortadoğu ve Asya’da barışçıl yollarla kullanılmasını bile sorun olarak görürken, bu yöndeki diplomatik girişimleri ise ‘abartılı özgüven’ olarak algılıyor.

İRAN’IN KARIŞMASI ÜZERİNE ÇALIŞMALAR

Dört yıl önce ABD’nin İran’da yaptığı anketlerde, halkın, nükleer silah programı olmadığı yönünde görüş bildirdiği; ayrıca ekonomik yaptırımların sonlanması için nükleer silah edinmekten geri adım atmak gerektiği fikri öne çıktı.

Hatta anketler sonrasında, nükleer silah tesislerine olası İsrail saldırısı durumunda İranlıların çelişkili davranacağı, halkın bir bölümünün yönetimi desteklerken, bir bölümünün ise rejimi suçlamaya meyilli olduğu analizleri yapıldı.

Yine o dönemde İran’da ABD eliyle yapılan bir ankette, yaşanacak ayaklanmanın uluslararası desteğe sahip olması halinde başarılı olabileceği sonucuna ulaşıldığı yönünde bilgiler de mevcut.

İsrail an itibariyle İran’a saldırmasa da, olası karışıklık ve yaşanacaklara ilişkin senaryo ve öngörülerin, her zaman duruma göre tazelendiği kesin.

Şu halde İran’ın devrimci rejimine karşı iç muhalefeti teşvik etme takvimi an itibariyle başlamış gibi görünüyor. Yeni yılın son günlerinde İran’ın Meşhed kentinde işsizlik ve enflasyona karşı başlayan ve diğer kentlere sıçrayan protestoları, nükleer çerçevesinde değerlendirmek yanıltıcı olmaz.

YENİ YAPTIRIM İNSAN HAKLARI ÜZERİNDEN Mİ?

ABD Ekim 2016’da, İran Ordusu Devrim Muhafızları’nı terörist örgüt ilan ederek daha agresif yaklaşımda bulunulacağının sinyalini vermeye başlamıştı.

Yayınlanan haberlere göre yeni yaptırım konusu, İran’ın satın alma, insan hakları ihlalleri, üst düzey yetkililer ve bazı kuruluşların irdelenmesinden oluşuyor.

Ülkedeki eylemlere devletin müdahalesi, batıda elbette daha çok insan hakları bağlamında ele alınacak ve her seferinde İran’ın önüne getirilecektir.

Trump kadar, Suudi Arabistan’ın, İran’daki protestolara nasıl ve ne şekilde tepki vereceği de bölgede yaşanacaklar hakkında ipucu verecektir. İran'da muhafazakar grupların daha güçlü olması, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın hoşuna gitmeyecektir.

İsrail raporlarına göre; Suudi Arabistan, son 18 ayda, İran'ın Pakistan sınırı, Sistan Bölgesi’ndeki Balucistan eyaletindeki milis gruplara eğitim veriyor, bu gruplara ait medreselere de yüklü miktarda para aktarıyor.

Prens Muhammed tarafından desteklenen Riyad merkezli bir düşünce kuruluşuna göre, İran ve Belucistan’daki gruplar arasında karışıklığa yol açacak plan çoktan hazırlandı.

PAKİSTAN-SUUD NÜKLEER ANLAŞMASI

Söz Suudi Arabistan ve Pakistan’dan açılmışken, iki ülke arasındaki nükleer işbirliğine, bölge dinamikleri açısından da bakmak gerekir. Pakistan ile terör finansörü Suudi Arabistan’ın işbiliği, nedense ABD-İsrail ikilisinin hiç gündemine girmedi.

Pakistan’ın ABD eski Büyükelçisi Hüseyin Hakkani, 1980’lerde Sovyet karşıtı cihat sırasında, Riyad’ın Pakistan isthbaratı ile sıkı bağları sayesinde ülkesinin nükleer çalışmalarına erişim sağladığı yönündeki açıklaması, ABD’de konuşulan konular arasındaydı.

Pakistan, Suudi Arabistan’a nükleer silah tedariği yapmadıklarını ancak; nükleerde malzeme işlenmesi yardımı ve bilgi paylaşımının ötesine geçilmediğini açıklamıştı.

İsrail ve ABD, sivil ya da askeri bir programda kullanmak üzere Suudi Arabistan’ın Pakistan’da bir uranyum zenginleştirme tesisini finanse edebileceğini ya da etmiş olabileceği istihbaratına çoktan sahip.

Riyad 2030 yılına kadar 16 nükleer reaktör inşaa etmek için 100 milyar dolarlık bir bir program yürütüyor. 2016 yılı başlarında Suud Kralı Salman, nükleer enerji konusunda Çin’le işbirliği protokolü imzalamıştı.

KÜRT VE KÖRFEZ DESTEKLİ GRUPLAR HAZIR

Suriye’deki Kürt gruplar ile Suudi arabistan destekli cihatdist grupların yanı sıra; İrandaki Kürt parti ve grupları da yılın ikinci günü, İran hükümetine karşı 'silahlı direniş' için destek sözü verdiğini açıkladı.

KDPI, Arap Ansar al-Furkan ve Körfez destekli Ahwazi grubunun, Khuzestan'da boru hattı patlatıldıktan sonra, İran’ı tehdit videosu yayınlanması dikkat çekiciydi.

Bunlar küçük ve sıradan eylemler ve destekler olarak algılanabilir; ancak İran’da hangi ülkelerin kontrolünde olduğunun ya da olaylarının dozunun nelerle artırlabileceğinin mikro göstergesi.

TRUMP’IN TWEETİ ÇOK AÇIK

Her ağzını açtığında sarfettiği sözlerle, insanda ‘çılgın’ olduğu hissi uyandıran Trump'ın “İran’da değişim zamanı geldi” tweeti, aslında İran için başka planların devreye sokulduğunun aleni göstergesi şeklinde değerlendirilebilir.

İran, her zaman olduğu gibi ABD-İsrail-Suudi Arabistan’ın hedefinde. ABD müttefiklerinin yanı sıra, içeride halkını da İran’la savaş için psikolojik olarak hazırladı.

İran’a uygulanan hali hazırdaki ve gelecekteki yaptırımlar, hiçbir zaman bugüne kadar ABD halkı tarafından eleştirilmedi. Amerikan halkının büyük çoğunluğu da İran’ı kendi bölge ve ABD’nin ulusal güvenliği için tehdit olarak görüyor ve ülkeye karşı askeri seçeneğin daha güçlü olduğuna inanıyor.

ABD halkının İran’ın barışçıl nükleer altyapıya sahip olması hakkını bile, yapılan anketlerde reddettiği dikkat çekiyor.

Buna göre; 2006’da ankete katılan ABD’lilerin yüzde 80’i İran’ın niyetinin kötü olduğu düşüncesinde hemfikrinde. 2009 sonunda bu oran yüzde 88’e yükselmişti. 2009’da Rasmussen anketinden, ABD halkının yüzde 70’inin, İran’ı en büyük düşman gördüğü çıktı.

2001 yılında halkın yüzde 70’i nükleer İran’ı ABD için tehdit görürken, bu oran bugünlerde yüzde 87; İsrail için de yüzde 96’ya yükseldi. Yine ABD halkının yüzde 77’sinden fazlası, olası bir savaş durumunda İran’ın ABD’ye karşı nükleer silah kullanacağı görüşünde birleşiyor.

Anket sonuçlarının bu kadar yükselmesi elbette Amerikan hükümetinin İran konusundaki tutarlı düşmanlığı ve politikasının sonucu.

ANKETLER YALAN SÖYLEMEZ

Ortadoğu'yu istediği gibi şekillendirmek ve idare etme kibirine kapılan ABD ve İsrail'in kanlı yolundaki tek engeli İran...

Bu bakış açısından hareket edersek, ABD ve ittifakları için İran konusu, ‘kökten’ çözümlenmesi gereken ‘sorun’ kategorisine geçeli çok oldu. Ekonomik yaptırımlarla bozulmaya çalışılan İran istikrarı, başka planların devreye sokulmasıyla çökertilmeye çalışılıyor.

İran Devlet Başkanı Ruhani’nin protestoların ‘tehdit’ değil, sorunların çözümlenmesi için ‘fırsat’ olarak gördüğü yönündeki açıklamaları, ABD-İsrail-Suudi Arabistan kartını çok önceden gördüğünün kanıtı. Protestolar bugün bitmiş olabilir; ama bu İran’da önümüzdeki aylarda, yıllarda yaşanacaklar için ABD ve ittifaklarının bir işaret fişeği olabilir...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nihal Türkmen 3 ay önce

Konuya derinlemesine bir bakış ve etraflı bir değerlendirme getirdiğini düşünüyorum. Ortalığı kan gölüne çeviren aklın coğrafyayı nasıl ahtapot gibi sardığının,amacını gerçekleştirmek için hiçbir engel tanımayan binlerce yıllık kibrin çok güzel ve anlaşılır bir özeti olmuş. Anlamak isteyen ve olayların arka planını merak edenler için.