Türkiye, askeri ve coğrafi olarak rahatlıkla yönetebileceği bu operasyonun siyasi sonuçlarını nasıl karşılayacağının da hazırlığını yapmak zorunda. Afrin küçük bir coğrafyaya tekabül ediyor fakat coğrafi büyüklüğünden çok daha geniş bir güçler dengesinin de yoğunlaştığı bir bölgeyi temsil ediyor. Hassas bir dengenin egemen olduğu bu bölgede Türkiye’nin operasyon sonrasında  iyi kötü arasında az zararlı olanı tercih etmekle karşı karşıya kalması en olası durum olarak görünüyor:  PKK’nın (PYD-YPG) büyük bir tehdit olarak kendini hissettirdiği, Suriye rejiminin ise, kendisini sınırımızda hisssettirdiği bir tablo var karşımızda.

Afrin Operasyonu coğrafi ve askeri harekat açısından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kabiliyeti dahilinde. TSK, halihazırda zaten Afrin büyüklüğünde bir coğrafyayı Suriye’de kontrol altında tutuyor. Üstelik TSK’nın önceki operasyonların getirdiği, Suriye’ye askeri sevkiyat yapma ve sahanın karmaşıklığıyla baş etme tecrübesi de var.

Operasyonun tam kapasiteye ulaşıncaya kadar dört temel aşamadan geçmesi beklenen senaryo:

1) Türkiye topraklarından Afrin içindeki YPG hedeflerinin yoğun bir top atışına tabi tutulması

 2) Özgür Suriye Ordusu unsurlarının destek verdiği TSK birliklerinin Suriye içinde sıfır noktasından başlayarak Afrin’in içlerine kadar olan yoğun mayınlı araziyi temizleyerek operasyonun içeriye doğru genişletilmesi

3) Sivillerin zarar görmemesi için tahliye yollarının açılması

4) Kent içinde yoğun çatışmalar.

Bu haliyle genel beklentinin aksine, operasyon sanılandan daha uzun sürecek çünkü Fırat Kalkanı Operasyonu’ndaki tecrübenin de bize gösterdiği şekliyle Türkiye, ABD ve Rusya’dan farklı olarak “sivil kayıplar” konusunda oldukça hassas ve bu da operasyonun yavaş ilerlemesi sonucunu doğuruyor.

Elbette bu senaryo genel olarak aktörlerin Özgür Suriye Ordusu destekli TSK ile karşıda YPG’nin olduğu bir denklem için geçerli. Ama operasyon başladığında kuvvetle muhtemel, saha aktörleri olarak sadece TSK ve YPG değil, aynı zamanda Suriye Rejimi’nin askeri birliklerini de konuşuyor olacağız.

Suriye krizinin tarihçesini bilen ve takip edenler, ÖSO 2016 yılında halihazırda YPG denetimi altında bulunan Tel-Rıfat’a doğru ilerlediğinde YPG’nin Suriye Rejimi’nin bayrağını çektiğini ve rejimle anlaşarak ÖSO’yu durmaya zorladığını hatırlarlar. Türkiye’nin eli kulağındaki bu operasyonu başlatmasından belki de saatler sonra YPG’nin Suriye Rejimi’ni Afrin’e davet ettiğini göreceğiz çünkü YPG’nin Türkiye’nin ilerleyişini tek başına durdurabilmesi ihtimal dahilinde değil. Bu gerçeğin farkında olan YPG, Astana Görüşmeleri’nde alınan “TSK ile Rejim unsurlarının doğrudan sıcak bir çatışmaya girmeyeceği” şeklindeki kararı kendisine bir güvenlik şemsiyesi olarak kullanmak için Suriye Rejimi’ni Afrin’e davet ederek Afrin’de güç paylaşımını teklif edecektir. Suriye Rejimi bu daveti kabul eder mi? Muhakkak. Rejim, Türkiye’nin Rusya ve İran’la Astana’da vardığı mutabakatı bozmayacağına güvenerek bu teklifi kabul ettikten sonra bölgeye askeri sevkiyata başlayacak ve Türkiye’yi belli pozisyonlarda durmaya zorlayacaktır. Ek olarak Reyhanlı’nın karşısında bulunan Bab-ul Havva ve Bab-us Selam sınır kapılarını denetim altına alarak Türkiye ile Yayladağı’nın karşısındaki sınırlara ek olarak Reynanlı’da da yeniden komşu olacaktır. Bu aşamadan sonra Afrin’de YPG ile Suriye Rejimi’nin ortak denetiminde melez bir yönetim ve güç bölüşümü dengesi hakimiyeti başlayacaktır. Kısa vadede Türkiye Afrin’de PKK’nın gücünü önemli oranda kırmış olacak ama uzun vadede Suriye Rejimi’nin sınırımızda güçlendiği bir durumun yarattığı sorunlarla da boğuşmak zorunda kalacaktır.

 Rusya ve İran’a nereye kadar güvenebiliriz?

Suriye Rejimi, İran ve Rusya, Suriye’de kendilerine büyük tehditler kalmadığını gördükleri, kendilerini güvende hissettikleri andan itibaren ise bir yandan örtük bir biçimde Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atan adımlar atacak, bir yandan ise Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını sorunsallaştırmaya başlayacaklardır. Bu senaryoya doğru yol almak için Suriye Rejimi, YPG’nin davetine rağbet edecektir çünkü YPG ile Türkiye arasında bir tercihte kalması durumunda Rejim, bu saikle kesinlikle PKK’yı tercih edecektir. Rejim’in Türkiye ile ilişkilerinin düzelmesini umarak YPG’nin bu davetini geri çevireceğini varsaymak naiflik olur. Suriye sürecini takip edenler, rejimin Afrin’i 2012 yılında savaşmaksızın PYD’ye Türkiye’yi zor durumda bırakmak için terkettiğini hatırlayacaktır.

Rusya ve İran ise, bu operasyonu desteklemeyeceklerdir ama gerçekleşmesine göz yummayı tercih edeceklerdir, çünkü her iki ülke de Türkiye’nin Astana’da alınan kararlar ve varılan mutabakata  bağlılığı konusunda hassas davranacağı gerçeğinden hareketle Türkiye’yi sınırında Suriye rejimiyle komşuluğa ve operasyonu sınırlı tutmaya zorlayacaklardır. Rusya ile Türkiye arasında Afrin’de sıcak bir çatışma ihtimali bu senaryoya göre olasılık dahilinde değil. Rusya’nın Afrin’de YPG ile koordineli çalışan bir güvenlik gücü bulunuyor ancak ABD’nin aksine Rusya, YPG’ye Afrin’de konvansiyonel silahlar vermiş değil. Askeri yardımı daha çok asayiş düzeyiyle sınırlı. Rejimin Afrin’de YPG ile yönetim gücünü paylaştğı bir denklem, Rusya ve İran’ın tercih ettiği bir duruma tekabül eder.

Özgür Suriye Ordusu, bir bütün halinde olmasa da büyük oranda Türkiye’nin yanında duracaktır. ÖSO’nun çatısı altındaki çok sayıda fraksiyon arasında gevşek bir hiyerarşik yapılanma ve kendi aralarında bazı anlaşmazlıklar olsa da Afrin Operasyonu’nda Türkiye ile beraber hareket etmesini zorunlu kılan bazı pragmatik ve duygusal nedenler söz konusu;

1) PYD-YPG’nin askeri imkanlarını kullanarak zorla aldığı ama tarihsel olarak Arap demografik yapısının ağırlıklı olduğu Tel-Rıfat ve Minnag bölgesi gibi pek çok yeri bu terör grubundan geri almak

2) Hem askeri, hem siyasi hem de söylemsel destek olarak Türkiye’nin yardımına bağımlı olması

3) ÖSO içinde dini motivasyondan ziyade Arap milliyetçiliği motivasyonu ağır basan grupların PYD veya “Kürt yayılmacılığı” ile hesaplaşmak istemesi, ki PYD son bir kaç yıldır Arap bölgelerinde uyguladığı insanlık dışı uygulamalarla bu duygunun daha da derinleşmesine neden oldu.

“Uluslararası toplum” olarak adlandırılan ama aslında Batılı büyük güçlerin kastedildiği yapı ise bu operasyonu büyük oranda sorunsallaştıracaktır

(SONRAKİ YAZI: "Ulus devletlerden federatif devletlere",   "ABD ile çatışmak ihtimal dahilinde mi?" , "Neo Sykes-Picot planı ile yeni harita savaşları" 

DEVAMI CUMA GÜNÜ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.