HAKAN GÖKSEL
HAKAN GÖKSEL
14 Kasım 2017 Salı 21:06
Türkiye'nin seçim tarihi: Hangi sistemler uygulandı?
banner44

Hangi sistem hangi gerekçeyle geldi ve neden değiştirildi? Temsilde adalet ilkesi hangi seçimlerde ne kadar uygulanabildi? İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin kısa seçim tarihi ...

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yüzde 10 seçim barajının gözden geçirilmesi çağrısıyla ilgili tartışmalar sürüyor. BBC Türkçe’den İrem Köker,Türkiye’de 1946 yılından itiraberen uygulanan seçim sistemlerini, bu sistemlerin neden getirildiğini ve neden değiştirildiğini kaleme aldı. Köker’in makalesi şöyle:

Türkiye’de, yüzde 10 ülke barajının uygulandığı ilk genel seçim 1983’te yapıldı. Buna göre, bir partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) milletvekili sokabilmesi için ülke genelindeki oyların en az yüzde 10’unun alması gerekiyor.

Türkiye’de ilk seçim çok partili hayata geçilmesinin ardından 1946’da yapıldı. Bugüne kadarki toplam genel seçim sayısı ise 19.

Seçim sistemleri temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerine göre değerlendirilirken, üç ana gösterge esas alınıyor;

1. Seçimin ardından koalisyon ya da tek parti iktidarının kurulmasına bağlı istikrar

2. Birinci çıkan partinin aldığı oy oranı ile mecliste elde ettiği sandalyenin oranı arasındaki farkın anlatıldığı “aşkın temsil”

3. Meclis’te temsil edilmeyen oy oranları

Bu üç kritere göre, şu ana kadar uygulanan sistemleri inceledik. Türkiye’de seçimlerde sırasıyla şu sistemler uygulandı:

Bu sistemlerin özellikleri ise şöyle:

Liste Usulü Çoğunluk Sistemi: Çok partili ilk seçimlerden 27 Mayıs 1960 darbesine kadar bu sistem uygulandı. Buna göre, her bir seçim çevresi için partiler kendi milletvekili listelerini hazırlıyor ve bir bölgede en yüksek oyu alan partinin listesi kazanmış oluyordu. Türkiye’de uygulaması sırasında her il bir seçim çevresi olarak kabul edilmişti. Bu sisteme en çok büyük partilere büyük avantaj sağladığı eleştirisi yöneltiliyordu.

Milli Bakiye: Yalnızca 1965 seçimlerinde uygulandı. Bu sistem kapsamında, seçim bölgelerinde sonuçlara yansımayan oylar toplanarak, tüm Türkiye genelinde partilere göre dağıtılıyordu. Böylece Türkiye genelinde az oy alan partiler de milletvekili çıkarmayı başarmıştı. Yüzde 3’e yakın oy alan Türkiye İşçi Partisi (TİP) 15; yüzde 2,24 oy alan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) de 11 milletvekili çıkarmıştı. Bu sistemin en büyük avantajı olarak küçük partilerin de temsil edilmesi gösteriliyor. Sisteme yönelik en büyük eleştiri, hükümet kurulması sürecinde partilerin uzlaşmacı davranmaması halinde istikrarsızlık riskini doğurması.

D’Hondt Sistemi: Belçikalı matematikçi Victor D’Hondt tarafından geliştirilen ve nispi temsil oranlarını belirleyen sistem. Türkiye’de 1965 seçimleri hariç, 1961 yılından bu yana bu sistem uygulanıyor. D’Hondt Sistemi’nde bir seçim bölgesinde partilerin aldığı oy miktarı, o bölgenin milletvekili sayısına ulaşana kadar 1’den başlayarak bölünüyor. Partilerin bu bölünmelerle elde ettikleri sayılar en çoktan en aza diziliyor ve milletvekili sayısı dağıtılıyor. Bu hesaplama, bölgedeki milletvekili sayısına ulaşılana kadar devam ediyor. D’Hondt Sistemi de kendi içinde ülke veya bölge barajlı ve barajsız olmak üzere üçe ayrılıyor:

1. Barajsız: Burada başka kriterlere girmeden, bölünme yoluyla elde edilen oy miktarlarına göre dağılım yapılıyor:

2. Bölge Barajı: Her seçim çevresinde bir partinin milletvekili çıkarabilmesi için oy sayısı, oranı ya da ondalık birim olarak bir baraj belirleniyor ve bunun altında kalan partiler hesaplamaya dahil edilmiyor.

3. Ülke Barajı: Ülke genelinde oy oranı belli bir düzeyin altında kalan partiler milletvekili çıkaramıyor. Türkiye’de şu an yüzde 10 ülke barajıyla birlikte D’Hont Nispi Temsil Sistemi uygulanıyor.

SİSTEMDE DEĞİŞİKLİKLERE NEDEN İHTİYAÇ DUYULUYOR?

Sistemde değişikliğe ihtiyaç duyulmasının en önemli nedenini siyasi ihtiyaçlar oluşturuyor.

Temsilde adaletsizlik olduğu ya da siyasi gücün dengesiz dağıldığı zamanlarda farklı görüşlerin temsil edildiği sistemler teşvik edilirken, uzun istikrarsızlıkların yaşandığı dönemlerin ardından ise tek partili hükümetin ortaya çıkmasına elverişli sistemlerin uygulandığı görülüyor.

İlk seçimler 1946’da Liste Usulü Çoğunluk sistemiyle yapıldı. Bu sistem, 1960 yılına kadar devam etti ve bu sistemle yapılan seçimlerin ardından tek partili hükümetler kuruldu.

1960 darbesiyle birlikte nispi temsile dayanan Çevre Barajlı D’Hondt sistemi uygulamaya konuldu.

Bu sistemle yapılan ilk genel seçimlerde, 1961 yılında İsmet İnönü önderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) birinci oldu ancak parlamentoda çoğunluğu elde edemedi.

Seçimlerin ardından İnönü’nün başkanlığındaki CHP ile Ragıp Gümüşpala liderliğindeki Adalet Partisi (AP) arasında bir koalisyon hükümeti kuruldu.

Daha sonra 1965 yılında birçok kişiye göre temsil adaletinin en ciddi şekilde sağlandığı Milli Bakiye ve 1970’lerde de Barajsız d’Hondt sistemleri uygulandı.

Özellikle 1970’li yıllarda partilerin TBMM’de mutlak çoğunluğu elde edememesinin koalisyon hükümetleri dönemini başlatması ve hükümet kurma süreçlerinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle sistemde bir kez daha değişikliğe gidildi.

Bu değişikliği ise 1980 askeri darbesi sonrası oluşturulan askeri yönetim hayata geçirdi. Böylece önce bölge ve yüzde 10’luk ülke barajını içeren Çift Barajlı sistem uygulandı. Daha sonra bölge barajı kaldırıldı.

Barajlı sistemin ilk kez uygulandığı 1983’ten bu yana yapılan 10 genel seçimin altısının ardından tek parti hükümeti kurulurken, dördünden ise bir parti mutlak çoğunluğu ele alamadı. 7 Haziran 2015’teki genel seçimlerde hiçbir partinin TBMM’de çoğunluğu elde edememesinin ardından cumhuriyet tarihinde ilk kez bir yılda ikinci kez yeniden genel seçim yapıldı.

Uzmanlara göre, tek parti hükümeti ile özdeşleştiren istikrar kavramı ile temsil adaleti arasında genellikle ters bir orantı bulunuyor. İstikrarı teşvik etmek isteyen sistemlerde, temsil adaletinin daha az olduğu görülüyor.
Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TESAV) Başkanı Erol Tuncer’in hazırladığı bir makalede, en çok istikrarı destekleyen ve en az temsil adaleti sağlayan sistemleri yukarıdan aşağıya şöyle sıralıyor:

‘AŞKIN TEMSİL’ ORANLARINA GÖRE DAĞILIM

Temsilde adalet ve istikrar konusunda bakılan ikinci gösterge de “aşkın temsil” oranı.
Bu, bir partinin seçimlerde aldığı oy oranı ile TBMM’de kazandığı sandalye oranı arasındaki farkı gösteriyor.
Bu farkın büyüklüğü temsilde adaletsizlik yaşandığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor.

Aşkın temsilin özellikle barajsız nispi oy oranı ve Milli Bakiye sisteminin kullanıldığı yıllarda düşük olduğu görülüyor. Bunun başlıca nedeni, uygulanan sistemle hemen her partinin TBMM’de temsil edilme hakkı kazanmış olması.

Aşkın temsilin en yüksek çıktığı yıl ise 1954 seçimleri. Bu seçimlerin ardından Demokrat Parti (DP) tek başına hükümet kurma hakkı elde etti.

Ancak aynı şekilde aşkın temsilin en düşük çıktığı yıl da 1965. Bu yıl yapılan milletvekili seçimlerinde temsilde adaletin en yüksek olduğu sistem olarak gösterilen Milli Bakiye kullanılmış ve sandıktan bu kez Adalet Partisi (AP) daha bir parti salt çoğunluk elde ederek çıkmıştı.

1965 seçimlerinin ardından AP, Süleyman Demirel’in başbakanlığında hükümet kurmuş ve D’Hondt sistemi tekrar getirilmişti.

TEMSİL EDİLMEYEN OYLAR?

Seçim sistemlerinin temsil adaletiyle ilgili bakılan üçüncü kriter, geçerli oyların meclisteki sandalye dağılımında ne kadar temsil edildiği.

Bu açıdan, özellikle yüzde 10 seçim barajının uygulamaya sokulmasının ardından temsil edilmeyen, yani baraj dışında kalan oy oranının arttığı görülüyor.

Bu anlamda, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde meclis dışında kalan en yüksek oy oranı 2002 seçimlerinde yaşandı. Seçimlerde yalnızca iki partinin barajı aşması, TBMM’de temsil edilmeyen oy oranının da rekor düzeye ulaşmasına neden oldu.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) geçerli oyların yüzde 34,3’ünü alarak, birinci parti çıktı. CHP ise oyların yüzde 19,4’ünü aldı.

Doğru Yol Partisi’nin (DYP) yüzde 9,54 ile baraj altında kalması sonucunda TBMM’deki 550 sandalye de bu iki parti arasında dağıtıldı ve cumhuriyet tarihinde ilk kez geçerli oyların yüzde 46’sı meclis dışında kaldı.

İlerleyen yıllarda ise önce MHP’nin ardından da Demokratik Toplum Partisi (DTP) destekli milletvekilleri ile son seçimlerde de Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı aşarak meclise girmelerinin TBMM dışı kalan oy oranlarını da azalttığı görülüyor.

Yüzde 10 seçim barajının aşağı çekilmesi halinde, TBMM’ye giren parti sayısının ve temsil edilen oy oranının artması beklenebilir. (Gazeteduvar.com.tr)

Dosya Haber

Son Güncelleme: 14.11.2017 21:51
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.