Toplumsal değerleri sarsan şiddet olayları, iletişim araçlarıyla geniş bir kitleye ulaşıyor. Sözlü, duygusal ve zihinsel şiddetin yanı sıra; dövme, yaralama, sakat bırakma, öldürme, cinsel saldırı, tecavüz gibi haberlerle sıklıkla karşılaşıyoruz.

Bilgi ve haber alma hakkı bağlamında medyanın diğer haberler gibi şiddet içeren haberleri verme sorumluluğu da mevcut.

Düşünülmesi gereken nokta, haber verme, alma özgürlüğü ile kitle iletişim araçlarıyla verilen şiddet içerikli haberlerin kesişme alanı.

Kullanılan video ve fotoğraflar da dahil olmak üzere şiddet içeren tüm haberler, basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilirse, oto sansür, buzlama gibi seçeneklerin bir yere kadar, göreceli devre dışı kalma ihtimali söz konusu olabilir.

Bununla birlikte toplumsal ve bireysel anlamda; hassasiyet, kişilik hakları, etik değerler ve ruhsal yaralanmalar dikkate alındığında, haber yapma ve ifade özgürlüğü, kişisel ve/veya toplumsal özgürlük alanı ile toplumsal değerler arasında ortak bir nokta bulunabilir.

Bu ortak noktaya devlet veya herhangi bir dış baskı unsuru ya da etken olmadan otomatikleşmiş bir uzlaşmayla ve içselleştirerek varmanın daha faydalı olacağını söylemek mümkün.

Sürekli tekrarlanan ve gözlerin içine sokulan şiddet içerikli haberler, şiddet tohumlarının ekilmesini de beraberinde getiriyor. Şiddetten etkilenen çocuklarda öykünme, rol model alma, kahramanlaştırma gibi pedagojik sorunlar yaşanabiliyorken, büyüklerde ve genel kitlede; içe kapanıklık, güvensizlik, korku, saldırganlık, aşırı tepki verme gibi sorunlar gözlemlenebiliyor. 

Bu yansımaların neden olacağı olayların telafisi maalesef bulunmuyor.

Birey olarak ceset, kan, cinayet, tecavüz gibi şiddet içeren haberlerde herhangi bir dayatma olmaksızın, toplumsal kabul sonucu oluşmuş oto sansürün uygulanabileceğini düşünüyorum.

Böylece haber yapma ve alma özgürlüğünün önüne set çekilmeden, istenilen mesaj verilebilir, alınabilir. Bu tür haberlerde kişilik haklarının zedelenmemesi, bireylerin travmatize edilmemesi, şiddet, dehşet gibi duyguların beslenmemesi ortak kaygı ve amaç olmalı.

Bu konuda hukuksal yaptırımlar, düzenlemeler, kurallar var ve elbette olmalıdır ama bu kurallar genel ve soyuttur. Ayrıca toplumsal hayatın hızı ve akışı, bu kuralların tamamını geride bırakabilir.

Söz konusu durum insanidir ve toplumsal huzur için farkındalığı, bilinci dışlayan bir çözüm her zaman eksik kalır. 

irfanbulbul@dosyahaber.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.