12 Şubat 2019 Salı 01:02
İnşaat sektörü neden battı, ne zaman canlanır?

İnşaat hiçbir zaman sadece inşaat demek değildir. Aynı zamanda çimento, demir, mobilya, beyaz eşyadır. 2018’in üçüncü çeyreğinde gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 8.4’ü, toplam istihdamın ise yüzde 7.1’i inşaattan geliyordu. Buna çevresindeki sektörleri de eklediğimizde ekonominin neredeyse dörtte birinin inşaata bağlı olduğu görülüyor.

Dolayısıyla ekonomik krizinin bitmesi için inşaatın krizinin bitmesi lazım. Ama bunun için de ekonomik krizin bitmesi gerekiyor! Şu anda 100 bin liralık konut kredisi almak, 10 yılda 300 bin lira ödemek anlamına geliyor. Bu seviyeden kredi almak için insanın aklını peynir ekmekle yemiş olması lazım. Yani kredi faizlerinin düşmesi, inşaatın canlanması için birinci koşul.

Öte yandan tüketici güveninin de artması lazım. İnsanlar, “Çalıştığım şirket krizde batar da işsiz kalır mıyım?” endişesini üzerinden atmalılar ki, geleceğe güvenle bakabilsin, çekinmeden uzun vadeli borcun altına girsinler. (Buna iktisatta “tüketici güveni” deniyor. Tüketici güveni şu anda diplerde geziniyor.)

Özetleyelim:

1) İnşaatın canlanması için faizlerin düşmesi,

2) Tüketici güvenin artması gerekiyor.

Bu iki koşul yerine gelince her şey düzelecek mi yani?

Heyhat, tek sorun keşke ekonomik kriz olsaydı! Bir de inşaatın kendi krizi var!

İnşaat, ekonomik kriz başlamadan çok önce krize girmişti. Dünya Bankası’nın geçtiğimiz ay yayınladığı rapora göre Türkiye'de konut fiyat artışı 2010’da kira artışını solladı, geçti. Konut yatırımının kirayla kendini amorti etme süresi uzadıkça uzadı. Neticede konut yatırımı cazibesini yitirdi. Ekonomi krize girmeden çok önce konut satışlar düşmeye başlamıştı. Hemen ardından konut fiyatları reel olarak da gerilemeye başladı. (Yani konut fiyat artışı, enflasyonun gerisinde kaldı.)

Konutun kendini amorti etme süresi bu kadar uzamışken, satışlar düşer, fiyatlar reel olarak gerilerken inşaatın canlanması kolay değil.

Bir zamanlar maketten peynir ekmek gibi konut satan inşaat sektörü bu hallere nasıl düştü?

Ekonomik krizle ilgisi olmayan bir nedenden: Arzın talebi aşmasından.

Arz denilen şey, konut üretimi. Talep de burada konut almak isteyen vatandaşlar...

Bundan 9-10 yıl önce İstanbul’un merkezine 40 kilometre uzaklıkta, arabayla 2 saatte gidilebilen semtlerdeki projeler maketten kapış kapış satılıyordu. Hem de milyon dolarlara... Konutlar bu kadar para kazandırmaya başlayınca kazma küreği alan müteahhit boş bulduğu yeşil alana koştu, dağ taş apartman bloklarıyla doldu.

Sadece İstanbul veya büyük şehirlerde değil, Anadolu’nun pek çok yerinde de aynı şey oldu. Kısa bir süre önce ziyaret ettiğim Malatya’da, bir zamanlar kayısı bahçesi olan arazilerin müteahhitler tarafından dümdüz edildiğini, yerlerine apartman blokları dikildiğini anlattılar örneğin...

Arz talebi işte böyle aştı. Hem de ne aşma. Bugün Türkiye genelinde alıcı bekleyen 2 milyon boş konutun olduğu tahmin ediliyor.

2 milyonluk stok erimeden inşaatın krizden çıkması güç.

İktidar bu açmazdan çıkmak için devlet bankaları aracılığıyla ucuz konut kredisi dağıtıyor. Ama sektörden gelen haberler iç açıcı değil: Çünkü hem tüketici güveni düşük, hem satılmayı bekleyen yüz binlerce boş konut var, hem de düşük faiz küçük bir azınlığa ve az sayıdaki projeye veriliyor.

İnşaat sektörünün tek şansı, Türkiye’nin genç nüfusu. Türkiye’de her yıl 600 bin çift evleniyor. 125 bin çift de boşanıyor. Her evlilik, her boşanma, yeni konut talebi (aynı zamanda yeni buzdolabı, yeni çamaşır makinesi, yeni mobilya…) demek. Buna iş veya eğitim için şehir veya semt değiştirenleri, onların üzerine Suriyelileri ekleyin… Karşımıza çok akışkan bir nüfus çıkıyor.

Bu dinamik uzun vadede, 2 milyonluk boş konut stoğunu yavaş yavaş eritecek. Ama bu arada konut fiyatları reel olarak kim bilir nerelere düşecek, kim bilir hangi anlı şanlı inşaat şirketleri konkordato ilan edecek… (T24 Barış Soydan)

Dosya Haber

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.