Breaking Bad’in bir bölümünde ana karakterlerden Jesse Pinkman ile kız arkadaşı Jane bir resim sergisine giderler. Sergiden çok sıkılan Jesse, alelade objeleri tema olarak seçmiş olan ressamın neden özellikle ‘kapı’ imgesine o denli takıldığından ve birbirinden sıkıcı kapı resimleri yapıp durduğundan yakınır. 

“Bak işte anlamıyorum. Neden bir insan kalkar da düzinelerce kez bir ‘kapı’nın resmini çizer ki? İnek kafatası falan olanlar iyiydi mesela. Ama kapı?”

Jane bunun üzerine şunları söyler: 

“Ama aynı değiller ki. Tema aynıydı evet, ama her seferinde farklı işlenmişti. Işık farklıydı, ruh hali farklıydı. Her çiziminde belki yeni bir şeyler gördü o kapılarda. Hem, yaptığımız şeyleri neden sadece bir kez yapmıyoruz o halde? Gün batımını sadece bir kez mi izleyelim? Veya sadece bir gün mü yaşayalım? 
Çünkü hepsi her seferinde yeni. Her seferinde farklı bir deneyim!”

...

En sevdiğiniz yemeği düşünün. 
Hep o olsa peki? 
Sıkılır mıydınız? Muhtemelen sıkılırdınız. 

‘Sıkılma’nın beynimizde karmaşık bir kimyası vardır muhakkak.  Biz o karmaşayı nerobiyologlara bırakalım. Ancak basitçe ‘sıkılma’ işini, şimdiki sıkılacağınız o şey ile geçmişteki şey arasında bir aynılık ya da benzerlik özelliği taşıması gerekliliğinden hareket ederek düşünürsek, hafızamıza dayalı bir durum olduğu sonucuna varabiliriz. Yani tabağımızdaki yemeği hep ilk kez görüyor olsaydık sıkılacak bir şey de olmazdı. 

İnsanoğlu sıkılıveren mahlukat. Şımarıklıktan falan da değil aslında. Bedenin tabiyatı öyle. O an olanları algılayan bir şuuru bir de hafızası var.  İşlemci olanları algılıyor ama bellekteki dosyayla aynı olduğu ortaya çıkınca ağzınızdaki lokmanın üzerine ‘bu geçenkinin aynısı yahu’ etiketini yapıştırıveriyor. Yapacak bir şey yok.

Yemek yeme, dört duyunun birden teyakkuza geçtiği en doyurucu ve en sıklıkla yaşadığımız bir deneyim. Hafızamızın varlığını yok sayamayız. Ancak yemek yeme deneyiminden alınacak hazzı en yüksek noktaya çıkarmak, yeni deneyim hissini yakalayabilmek için belki bir iki şey yapmak mümkündür. Yalnızca yemeğe odaklanmak, başka da hiçbir şey düşünmemek gibi mesela. Çatalınızdaki parçanın üzerinden süzülen dumana, burnunuza yaklaştırdıkça hücum eden kokusuna, görünüşündeki parlaklığına, kestiğiniz kısımdan damlayan suyuna, rengine bir bakın. Sonra ağızdaki dokularını hissedin. Sıcak kısımları, soğuk kısımları. Dişlerinizle bastırdığınızda gevrek kısımların altından yayılan yumuşaklığı. Dilinizdeki kremamsı dokuyu yahut damağınıza gelen kıtır parçalarını. Tuzunu, tatlılığını, ekşiliğini, acılığını. Çiğnedikçe meydana gelen değişimleri. Yuttuktan sonra ağzınızda kalan gölgeyi hissedin. Bıraktığı aromaları. Her detayı deneyimleyin. 

Anadolu'da olduğu gibi farklı kültürlerde de kimi keşişlerin yalnızca pirinç lapası gibi tek tip basit yiyecekleri senelerce yedikleri ve bundan her seferinde keyif aldıkları söylenir. Her lokmada yeni deneyim işini beceriyor olmalılar.  

Madem Breaking Bad'den açtık, o halde üstad Heisenberg’in sözüyle bitirip mutfağa geçelim biz artık:
"Haydi pişirelim!" ;)     

-          Haftaya Anadolu mutfağının en Anadolu çorbasıyla başlıyoruz: Tarhana. Bolu yöresinde sıklıkla yapılan versiyonu ile sizleri karşılıyoruz: Kızılcıklı Tarhana Çorbası.  Siz çorbayı damağın güneyine indirirken biz de aynı yönü takip ederek Antakya’ya iniyoruz ana yemek için: Tandırlı Ispanak Borani. Yan yemek olarak tam mevsiminde olduğumuz Portakallı Ayvalı Kereviz var. Taze nardan rengi, kıvamı ve tadı harika bir vinegret yaptık salata için. Nar Vinegretli Mevsim Salata ile bitiriyoruz.

-          Salı günü Adaçaylı Balkabağı Çorbası var. Balkabağı, adaçayı ile iyi anlaşır. Geçen sefer muskatlısını yapmıştık. Ana yemek olarak Soya Soslu Susamlı Tavuk olacak. Hafif uzakdoğu esintili. Yine piliç pirzoladan, yumuşak ve sulu. Kendisine Zahterli Limonlu Patates Püresi ile Ballı Hardal Vinegretli Yeşil Salata eşlik edecek. Hem tat hem doku hem de renk olarak dengeleyecek.

-          Hafta ortasına Zencefilli Havuç Çorbası ile başlayacağız. Bu çorbada havucun tatlılığı ve yoğunluğu olaya hakimken, taze zencefil damağınıza ıtırlı ferahlık akupunturları saplayacak minik minik. Devamında Ekşili Köfte var. Eski usül, mis gibi. Beyazlığın hakim olduğu ana yemeğe Penne Arabiata kırmızılarıyla eşlik edecek. Yanında ise Waldorf Salatası. Waldorf Salatasının olayı sosundadır. Yoğurt, hafif mayonez, limon kabuğu, limon suyu, hafif bal ve maydonozun olduğu çok hoş bir sos. Yeşillikler, ceviz ve kuru üzüm ile bir araya geliyor. Muhteşem.

-          Perşembe günü öğle vakti yumuşacık bir başlangıç var: Körili Karnıbahar Çorbası. Devamında ise Fırın Karnıyarık ile Ayvalı Yeşil Mercimekli Pilav. Cevizli Kaşık Salata da var. Daha ne olsun! 

-        Haftayı yine vejetaryen bir menü ile bitiriyoruz. Erişteli, yeşil mercimekli çok güzel bir Anadolu çorbası olan Tutmaç Çorbası ile başlıyoruz. Güneyin enfes bir bulgur köftesi olan Fellah Köftesi’ni başrole yerleştirdikten sonra yanına da Fırında Güz Sebzeleri’ni ekleyip Tarçın Vinegretli Ekşi Elma Salatası ile ferah ferah bitiriyoruz. Artık hafta sonuna hazırsınız. :)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.