Kadın denildiğinde zihnimize istemsiz hücum eden ilk imgelerdir O’na atfettiğimiz mana. Gözümüzde canlanan ilk imaj. Her kavramın bir çeşit stereotip olduğunu iddia ediyorum. Kadın da bunlardan birisi.

Ve hatta bir adım daha ilerleyip ‘’kadın bir cinsiyetten çok etiket’’tir önermesine katılıyorum. Toplum nezdinde temsilleri incelendiğinde, kadının ataerkil düzen uyarınca erkekler tarafından biçilen rolleri üstlenen kişi olduğu ifade edilebilir. Bu durumun elbette esneyen yönleri mevcuttur. Ancak her ne olursa olsun, sinema tarihine dahi sirayet eden eril bakış açısı göz ardı edilemez.

İçeriğinde sinema tarihinde yer alan kadın yönetmenlerin ve kadın oyuncuların indeksini barındıran kitap aynı zamanda ‘’En İyileriyle Kadın Psikolojisi Temalı Filmler’’ başlığıyla okuyucuya zengin bir içerik sunuyor. Üç yüz sayfalı eser ekseriyetle psikolojik temaları ve analizleriyle sinemada kadınlar üzerinde kurgulanıyor.

Filmlerdeki karakterlerin içinde bulundukları durumlar analitik bir gözle kısaca çözümlenerek, konuya ilgisi olanlara sonraki araştırmaları için kapı aralıyor. Tarık Solmuş’un kaleme aldığı Sinemada Kadın Psikolojisi adlı kitap Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Koordinatörü Özlem Kınal’ın giriş mahiyetindeki sözleri ile başlıyor. Kınal, sinemanın kadınlar için üç farklı işlevinden söz etmekte:

Örgütlenme biçimi, mücadele alanı ve de mücadele aracı. 70’lere kadar kadın yönetmenlerin ortaya koymuş oldukları filmlerin göz ardı edildiğinden bahseden Kınal, sinemanın doğuşu ve büyümesi esnasında vuku bulan olayları eksik kayda geçenlerin, sinema tarihinin Georges Melies ile başladığını ıskaladığını, dünyanın ilk kadın yönetmeni olan Alice Guy Blache’den söz etmediklerini ifade ediyor.

Eril bakışa göre sinemada kadın anlam üreten değil, anlam taşıyandır. Yazarın ifadesiyle kadın, erkek cinsiyetinin karşısında kurgulanan ‘’öteki’’dir. Ötekileştirilen kadın, yakın tarihte, sinema perdesine özne olarak pek yansımamış, yansıtılanlar ise yine erkeğin kullandığı bir dille vücut bulmuştur.

Kınal, kadın yönetmenlerin 68 hareketinden sonra varlıklarını ısrarcı ve yapılandırılmış bir dille ifade ederek, cinsiyet propagandası yapılan sinema mecrasında, kadınların pasif ve bakılan nesne rolünden uzaklaşmasına yardımcı olduğunu ifade ediyor.

Solmuş, kitaba film/karakter analizleri için gerekli olduğuna inandığı kuramsal bir rehberle devam ediyor. Okuyucunun kendini kitaba entegre edebilmesi adına, yazarın ilerleyen sayfalarda altmış küsür filmin kritiğini yaparken kullanacağı terminolojiyi kısa tanımlarla sunuyor olması oldukça kolaylaştırıcı bir unsur.

Bu başlık altında farklı patolojiler, kişilik bozuklukları, intihar, ölüm, yas, boşanma, gelişimsel bozukluklar, şiddet ve istismarın boyutları, bağlanma olgusu, aile dinamikleri gibi insan ruhsallığını anlamlı bir zemine oturturken kullanacağı psikolojik kavramlar yer alıyor. 

Psikoloji, bireyleri anlama çabasında bir bilim dalıyken sinema, karmaşık insan davranışlarını pozitivist biçimde perdeye yansıtan bir sanat dalıdır. Her ikisinin de söylemlerini insan üzerinden üretmeleri nedeniyle ortak zeminde buluşarak zengin içerikli çalışmalara kucak açmaları beklenen tavırdır. Bu nedenle Sinemada Kadın Psikolojisi, birbirine paralel çalışma alanları olan bu iki disiplinin takipçileri tarafından merakla incelenecek içeriğe sahiptir.

Uzman Psikolog Kübra Nur Uzun
kubranuruzun@dosyahaber.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.