Ortadoğu, tarihin ilk çağlarında semavi dinlerin çıkış noktası olması, modern çağda ise petrol rezervlerinin büyük bir kısmına sahip olması nedeniyle pek çok medeniyetin odak noktası haline gelmiştir. Bu bakımdan Ortadoğu “Medeniyetler Beşiği”  olarak anılmaktadır.

Günümüzde de çok etnikli ve çok dinli yapısıyla dünyanın kaynayan kazanıdır. Nitekim içinde bulunduğumuz yılllara damgasını vuran Irak-Şam İslam Devleti örgütünün (IŞİD) terör eylemleri ile Irak ve Suriye bölgelerinde etkin olması Ortadoğu’daki çatışmanın boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Vaat edilmiş topraklara geri dönerek İsrail Devleti’ni kurma amacı taşıyan Yahudilerin Filistin’e göçü, Ortadoğu’daki askeri-siyasi dengeleri tamamen değiştirmiş ve uzun bir dönemi kapsayan, günümüzde de devam ettiği söylenebilen Arap-İsrail savaşlarına neden olmuştur. Ancak elbette söylenenlerden de anlaşılacağı gibi Ortadoğu’daki bölgesel çatışma yalnızca Arap-İsrail savaşlarından ibaret değildir.

SSCB’nin dağılması ve İran İslam Devrimi de Ortadoğu’daki dengeleri değiştirmiştir. Radikal totaliter Arap devletleriyle ılımlı Arap sultanlıkları arasındaki rejim farklılaşması Ortadoğu’ya yeni bir kutuplaşmayı da beraberinde getirmiştir.

Bu anlamda Batı ülkelerinin tutumları oldukça önemlidir. Batı İsrail’i desteklerken aynı zamanda ılımlı Arap devletleriyle müttefik olmuş ve Nasır ve Baasçı rejimlerle bu ılımlı Arap devletlerini de karşı karşıya getirmiştir. Bütün bu olaylar silsilesi orta doğudaki bölgesel çatışmayı tetiklemiştir.

Orta Doğu’da yıllardır süren soğuk ve sıcak savaşların temelinde, enerji kaynaklarına ve enerji nakil hatlarına hâkim olma mücadelesinin olduğu herkesçe bilinmektedir.  21. Yüzyılda enerji insanın varoluşu ve ilerlemesi için merkezi önemdedir, gelecekte de öyle olacaktır.

Global ilişkilerdeki rolü; insan dehasının, rekabetin ve doğal kısıtların karmaşık etkileşimiyle biçimlenmeye devam edecektir. Tabiatı gereği enerjinin beraberinde getirdiği bu değişkenliği güvenli bir biçimde ve net bir amaçla yönetecek politikaları tasarlamak ve uygulamak hiç şüphesiz zorlu bir süreçtir.

Bir enerji kaynağı olarak petrolün uluslararası ilişkilerde bir siyasi güç olarak kullanımı, geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. Her geçen gün önemi artan Avrasya enerji kaynakları üzerinde, birçok ülkenin doğal olarak çıkarları çatışmaktadır.

Bölgedeki enerji pastası önemini koruduğu sürece de buralarda gerginlik ve çatışmalar bitmeyecektir. Yani 20. yüzyılın sonunda tekrar başlatılan ve 21. yüzyılda da şiddetle sürdürülen enerji rekabeti, son yıllarda bölgeyi iyice germiştir ve bu durumun da uzun yıllar devam edeceği öngörülmektedir.

Buna bağlı olarak Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada ne kadar hassas ve kırılgan olduğu, enerji koridoru güvenliği sağlayabilmesi halinde çok avantajlı bir yere gelebileceği, ayrıca bu durumu iyi bir şekilde koruması ve ekonomik açısından geliştirilmesi gerektiğini altına çizmek gerekir. 

Enerji kaynaklarıyla tüketim merkezlerini buluşturan taşıma hatları, geçtiği güzergâhları da önemli hale getirmektedir . Bu güzergâhı elinde bulunduran ülkeler, çok büyük bir askeri, siyasi ve iktisadi gücü de elinde tutmaktadır.

Enerji kaynaklarının egemenliğine dayalı bir siyasi anlayışın dünya siyasetine yerleşmesi ve Ortadoğu'da zengin petrol rezervlerinin olduğunun anlaşılması, Ortadoğu’nun konumunu, ekonomik ve siyasal önemini daha da artırmıştır. ABD ise zenginliğini borçlu olduğu sömürüyü 21 inci yüzyılda da sürdürebilmek, dünyaya tek başına egemen olabilmek amacıyla ‘yeni sömürgecilik’ yöntemiyle enerji kaynakları adına yerel savaşları körüklemekte ve ülkeleri işgal etmektedir.

Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları ve petrol taşımacılığındaki rolü ile önemlidir. Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve stratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Dünya siyasetinde Rusya, Hazar kıyısı doğalgaz boru hattı projesinin yaşama geçirilmesi ve Orta Asya Cumhuriyetlerindeki petrol ve doğal gazın çıkışını kontrol altında tutmaya çabalarken, ABD ve boru hatlarının Hazar geçişli ve Rusya’nın denetimi altında  olmayan topraklardan geçmesi için çareler aramaktadır.

Bu nedenle, bir yandan Rusya’nın itirazlarına karşın Bakû-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı Projesi gerçekleştirilirken, diğer yandan Avrupa Birliği destekli TRANS-HAZAR projesiyle, Türkiye üzerinden geçip Avrupa’ya uzanacak boru hattı (NABUCCO) gündemde tutulmaktadır..

Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmı dışarıdan ithal etmek zorundadır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin enerji güvenliği tehdit altındadır. Bu nedenle, Türkiye, acilen ve vakit kaybetmeden, enerji kaynaklarını tür ve ülke temelinde çeşitlendirmesi ve Türkiye’ye kesintisiz bir şekilde enerji akışını güvence altına alması gerekmektedir.

Türkiye’nin enerji politikasının temel önceliği: enerji güzergâhlarının güvenliğinin sağlanması, istikrarlı hale getirilmesi ve çeşitlendirilmesi, Türkiye’nin enerji stratejisi, Doğu–Batı enerji koridorunun inşasını tamamlamak ve Ortadoğu, Orta Asya ve Hazar enerji kaynaklarının, Batı piyasalarına kesintisiz akışını sağlamaktır.

Böylece, stratejik konumundan, Ortadoğu ve Orta Asya devletleri ile tarihsel, kültürel ve siyasi bağlarının sonucu kurduğu yakın ilişkilerden ve Avrupa Birliği ile sürdürdüğü tam üyelik müzakerelerine dayanarak, Türkiye, kendisini, bölgenin enerji koridoru ve Doğu Akdeniz bölgesinin enerji terminali olarak görmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.