Kendimi ifşa ederek söz alayım. Zira sayıca fazla meçhuller kervanına katılma fikrinden hayli rahatsızlık duyuyorum. Birazdan maruz kalacağınız satırların müsebbibi ben, Kübra.

Ciğerden kopan, havada önce yoğun bir bulut olup, hızla seyrelerek ortama nüfus eden sigara dumanının vaziyetine eş uçuculukla taşıyoruz düşüncelerimizi.

Durup yakalaması güç, yakalayınca muhafazası daha da güç. Düşüncelerin, anlamlı cümlelere dönüşürken diş ağrısı, boğmaca, çıban ve bilumum somut sancıları aratmayacak oranda acı verdiğine inanıyorum.

Ve ben şuan anlatacaklarımı dile dökme gayretindeyken, benzer ağrıların kıskacındayım. Hâsılı; niye, niye sorusunu daha sık sormalıyız diyerek her yazıda var olması beklenen giriş faslını burada neticelendiriyorum.

Bu yazı dizisinde ‘’Niye Böyle?’’ diyeceğim. Niye böyle yalnız? Niye böyle garip? Sesi niye böyle cılız? Niye böyle üzgün…

İnsanlar hakkında vardığımız nihai hükümlerin hatırı sayılır kısmı kişilerin gözlerimize, kulaklarımıza yansıttıkları ve ancak gözlemlenebilirliğin sınırında kalan bilgilerden yontmadır.

Oysa Sabahattin Ali ne güzel demiş; ‘’Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?

Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz? ‘’

Hâlbuki aşikâr olan her tavır, ok gibi savrulan her tepki, üzerimize yapışan her davranış, sahne arkasında, sergilenenle zıt duygular yumağı ile harmandır, ihtimal.

Bu nedenle, niye diye sormak sanıyorum hepimizin karışık kafalarını netleştirmek, bir diğerini anlamak için şarttır. Dikkatlerinizi celb ederim! Anlamak diyorum, burası çok mühim.

Anlamak, karşıdakinin yaptığı davranış her ne ise onay vermek değil, hak vermek hiç ama hiç değildir. Anlamak dünyada benim var oluşumun dışında, benim doğrularım ve savunduklarımın ötesinde başka ötekilerin olduğunu da kabul edebilmektir.

Hepimizin tek derdi anlaşılmak! Lütfen birbirimize yardımcı olalım..
 
Nurullah Niye Böyle?

Nurullah’ı tanımasanız da anlatacaklarımı sahiplenerek kendisine dünyanızda ufak da olsa bir yer açacağınıza inanıyorum.

Çünkü samimiyetin dilini kullanan duyguların tesir edemeyeceği dimağ yoktur. Nurullah niye böyle? Çünkü yalnızlığı bir silah gibi kullanmanın yakın ilişkiler tarafından talan edilmekten evla olduğunu düşünüyor. Bunu düşündüren şey ise kırılgan olması.

Darbeleri onarmaya gayret sarf edemeyecek kadar kırılgan. Muhtemel kendisi de farkında değil dağılabilirliğinin..

Varlığını sürdürmek adına çizdiği sınırlar aşıldı mı, kendini istilaya uğramış azınlık köyünün reisi gibi hissetmesinden sebeptir ki, O her daim tehlikeyi göz önüne alır ve fiziksel mevcudiyetiyle yanında bulunmanıza rağmen sizi kendisine çinko bir çengelle iliştirir, korku anında kaçabilmek için.

O’nun eğreti bir varlık gibi günlük yaşamın içinde zaruri haller için gerekli kaynakları israf ettiği zannına kapılmanıza ve hatta samimiyetsiz olarak algılayarak küçümsemenize, dışlamanıza yol açabilir.

Bu, resmin bütününü görmeden varılacak hızlı bir yargıdan öteye varmaz. Nurullah’ın yaşama bir yama gibi tutturulmuşluğu, kendini var edebilmesinin tek yoludur. İnsanlarla ilişki kurmasının tek koşulu, insanlarla ilişki kurmamasıdır.

Paradokstan beslenen yaşamı itici gelse de, temelde ihtiyaç duyduğu şey samimiyettir. Yargılamayan, yormayan bir samimiyet. Kim buna hayır diyebilir ki?

Nurullah çabuk sıkılır. Mekândan, çaydan, işten, yoldan, konuşmaktan, insandan, kalmaktan, gitmekten, insandan, insandan.. Sıkılır yani. Dışardan bir gözle seyredildiğinde, serserilikten başka bir tanımlama uygun düşmez durumuna.

Bir işe yaramazlıktır, sıra dışı görünmek için normları zorlamadır. Göğüs kafesine karabasan misali çöreklenen sıkıntıyı kovalamak için bekleneceği gibi kaçar Nurullah. Terk eder. Durmaz. Bu devamsızlığının doğurduğu neticeler müstahaktır tabi O’na, bin beter olasıdır, dır dır..

Yaşamı istikrarlı sürdürebilme kapasitesinden noksan oluşu, su götürmez biçimde hedeflere ulaşma yolunda yavaşlatıcıdır. Ancak dikkatleri ıskalayan nokta şudur; Nurullah da yarım bıraktığı hayatı dolayısıyla yeis içindedir. Tek kabahati bunu dile dökmemesi, iştahla açık arayanlara malzeme vermesidir.

 Baş edemiyorsan uzaklaş, duygularına boyun eğeceksen kaç, kendini ortaya dökeceksen durma daha fazla.. Uyum bozan bu taktikleri daha çok küçükken öğrenmişti. Bize öğretilen kalıplar döngüsel bir seyirde ağrı yaratıp, işlevselliği bozsa dahi güven duyduğumuz çünkü tek bildiğimiz yol olmaları hasebiyle dönüp dolanıp onlara sığınırız. İnsan oluşumuzdur eleştirdiğimiz, anlayalım. Nurullah’ı sevelim.

kubranuruzun@dosyahaber.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.