Adana’da bir cemaat yurdunda 29 Kasım gecesi 11’i çocuk 1’i yetişkin 12 canın yanarak hayata kaybettiği facia, herkes gibi beni de derinden etkiledi.

Maalesef ülke olarak yaşadıklarımız ve yaşattıklarımız ile “Tarifsiz Acılar Ülkesi” olduk.

Olaylar ve durumlar karşısında bir de tavır geliştirdik ya acıya bürünüp susuyoruz ya da öfkeyle haykırıyoruz.

Olayın nedeni ve sorumluları ortaya çıktıkça da faillere karşı büyük nefret hissediyoruz.

Çok hızlı gündemin peşinde duygu durum değişimleri arasında akıl ve ruh sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. 

Zamanımızın duyguları aktarma araçları da sosyal medya oldu.

Üzüldüğümüzü, kızdığımızı, nefret ettiğimizi sosyal medya üzerinden duyuruyoruz.

Sonra ne mi oluyor?

Hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz.

Sanki tüm faciaların yapılması gereken prosedürleri varmış gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Adana’da da öyle oldu.

Önce Aladağ’daki yurt yangını haberini aldık. Sonra canlı yayınlarda ayrıntılar paylaşıldı. Valilik yangının nedenine dair tahminini açıkladı. Bölgeye hükumetin yetkilileri inceleme yapmak üzere hareket etti. Yangın televizyonlarda tartışılmaya başlandı, “suçlu hükumet” kavgaları çıktı. Yayın yasağı geldi. Olayla ilgili gözaltılar gerçekleşti. Muhalefet partilerinden olayın failleri ile ilgili cezalandırılsın açıklamaları geldi. Faciayı yaşayan evlatları kaybeden ailelerin acı dolu hikayeleri anlatıldı. Bakanlık aldığı bilgilerle basının karşısına geçip olayın ayrıntıları paylaştı. Uzmanlar yeniden televizyona çıkıp “yangına hazır mıyız” tespitleri yaptı. Tüm bunlar olurken sosyal medya da ikiye bölündü. Birbirimizden biraz daha nefret etmeye başladık. Yaşananlar için kimimiz ihmal, kimimiz kader dedi ve biz yine kavga etmeye devam ettik.
Aslında her yaşanan trajik olayda benzer bir sıralama yaşanmıyor mu?


Adana’da yaşananlar ile ilgili davanın sonuçlanmasının en iyimser tahminle 1 yıl süreceğini hemen hepimiz çok iyi biliyoruz.

Acımızı öfkeye çevirip bağırıp çağırmak, sosyal medyadan öfkemizi duyurmak istiyoruz.

Biliyoruz adalet tecelli ettiğinde, köprünün altından çok sular akmış olacak. Belki de olayı bile hatırlamayacağız.

Aslında biz, bağırıp, çağırarak, nefret kusarak vicdanlarımızı rahatlatmak istiyoruz.

Görünürde olayın failleri bir ya da birkaç sorumludan ibaret ama gerçekte hiç öyle değil.
 
Hatta bu yangın çıkana kadar kimsenin Adana’daki yurdun yangın merdiveni de, yurttaki çocukların yaşadıkları da, ailelerin yaşam zorlukları da umurunda değildi.

Türkiye’de bu yurt gibi belki binlerce aynı durumda olan var. Gündeme gelmeme nedenleri herhangi bir facia ile karşı karşıya gelmemiş olmaları.

Belki de bu yazıyı okurken oturduğunuz evlerin, çalıştığınız işyerlerinin bile yangın merdivenlerinde kilit var.
Suç sadece birimizin değil, hepimizin.

Yurdu kuran, çalışma izni veren, denetleyen, yasal izni veren, çocuğunu yurda gönderen, yardımlar ile bu yurtları inşa eden ve bu durumdan haberi olan olmayan, seyirci kalan herkesin suçu var.

Bu olay sadece bir yurdun yangın tedbirindeki ihmalden ibaret değil, bu bir zihniyet, duyarsızlık ve eğitim ihmalinden kaynaklanan bir sorun.

Sonra bütün bu hengâme bitecek, unutacağız ta ki benzer bir olayı daha yaşayana kadar.

Birbirine sarılarak can veren yavruların acısını ömürlerince yüreklerinde taşıyacak ana ve babaları daha fazla incitmeyin.

Duyarlı olmak bazen de susmaktır
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.